22 Şubat 2009, 15:11. fav. kumral_esmerim_nur.
Etiketler:
Bi otomobil tamircisi ılık ilkbahar gecelerinden
birinde evine giderken yolun kenarında bi araba ve arabanın başında da
patlayan lastiği değiştirmeye çalışan iki güzel kız görmüş. Yardım
amacıyla kenara yanaşmış. Ama istepne de patlakmış maalesef. Adam, “Bu
saatte bunu tamir etmek imkansız. İyisi mi ben sizi evinize bırakayım,
yarın bir çaresine bakarız” demiş.
Evin önüne geldiklerinde kızlar adamı bi fincan kahve içmek
için evlerine davet etmiş. Ev, bi apartmanın 7. katında, hoş bi
daireymiş. İstepneyle uğraşırken elleri kirlendiğinden eve girer girmez
adam banyoya gidip ellerini yıkamış. Bu arada OMEGA marka saatini de
kolundan çıkarıp, aynanın önüne koymuş. Kızlardan birinin, “Kahve
hazır” diye seslendiğini duyunca hemen ellerini kurulayıp banyodan
çıkmış. O aceleyle de OMEGA marka saatini çıkardığı yerde unutmuş.
Kızların sohbeti çok keyifliymiş. Grup vaktin nasıl geçtiğini
anlamamış. Sonunda adam geceyi kızların evinde geçirmiş. Sabah da 7’de
kalkıp işe gitmiş. Tamirhanesine vardığında saatini kızlarda
bıraktığını farketmiş, “İyi bari, kızları tekrar görmek için bahane
olur” diye düşünmüş.
Akşam iş bitimi saatini almak için kızların evine gelmiş ama
kapıcı bahsettiği kızların artık o dairede yaşamadıklarını söylemiş. Bu
iki talihsiz kız 3 hafta önce trafik kazası geçirip ölmüşlermiş meğer.
Şu an da, adamın onları ilk gördüğü yere çok yakın olan bi mezarlıkta
yatıyolarmış. Tamirci duyduklarına inanamamış, “Nasıl olur? Ben dün
akşam evlerinde onlarla beraberdim” demiş. Kapıcı bunun imkansız
olduğunu söyleyerek adamı, kapısı avukat tarafından mühürlenmiş
dairenin önüne götürmüş.
Adam çok meraklanmış taabi. Ertesi gün avukata gidip durumu anlatmış ve beraberce kızların dairesine gelmişler. Mühürü açıp içeri girmişler. Adam doğruca banyoya gitmiş. OMEGA marka saat aynanın önünde bıraktığı gibi duruyormuş.
22 Şubat 2009, 15:11. fav. kumral_esmerim_nur.
Etiketler:
her şey bir garip bugün
sen garip ben garip
kafesteki kuş,sofradaki aş garip
birşeyler var yolunda olmayan biliyorum
ama neee..?
sen mutlu ben umutlu
ama birşeyler var
bir korku var yüreğimde
ılık esen bu rüzgar içimi donduruyor
bir sessizlik var ikimizdede
fırtına öncesi gibi
umutluyum ama huzurlu değil
bugün yada yarın birşeyler olacak
biliyorum ve ayrılık gelecek
gel yanıma uzan diyorsun
oysa ben yanına ölmek istercesine
kalmak istiyorum
saçında bir tel yüzünde bir ben
ve kendimde bir sen olmak istercesine ölmek istiyorum
mutlu bir ölüm yok derdi şaiir
şu anda ölmek yani ellerim sarılmışken bedenine
ve yüzün göğsümde uzanmışken sen
saclarını koklayarak
v
e o can alıcı gözlerine bakarak ölmek
mutlu bir ölüm varmış be şaiir
demek istiyorum.
sen dışında ben içimde tir tir titriyoruz.
ürkek bir güvercin edası var titreyişinde
sende yasağa batmış bir düşün korkusu..
bende beş yaşındaki bir çocuğun,
annesinin terkine uğrama korkusunun titrekliği....
22 Şubat 2009, 15:10. fav. kumral_esmerim_nur.
Etiketler:
Adamın biri, bi cumartesi gecesi evine dönüyomuş.
Birden 15-16 yaşlarında sevimli bi kızın yolun kenarında otostop
yaptığını görmüş. Adamın da aynı yaşlarda iki kızı varmış. Hemen
arabayı kızın yanına yanaştırmış, “Gece yarısı böyle ıssız bir yerde
n’apıyosunuz Allah aşkına? Bu saatte otostop mu yapılır?” demiş. Kız,
“Uzun hikaye. Rica etsem beni evime götürür müsünüz? Buraya çok yakın.
Bu iyiliğinizi ömür boyu unutmam” diyerek arka koltuğa oturmuş.
Kızın üzerinde cicili bicili, hoş bi elbise varmış. Evinin
adresini vermiş. Gerçekten de yakınmış ev. Adam eve vardığında önünde
durmuş, “İşte geldik küçük hanım” diyerek arka koltuğa dönmüş ama
arkada hiç kimse yokmuş. Gözlerine inanamamış taabi. Hemmen arabasından
inip evin kapısını çalmış. Beyaz saçlı, çok yorgun görünen yaşlı bi
kadın açmış kapıyı. Adam heyecanla, “Bana inanmayacaksınız ama yoldan
küçük bi kız aldım. Bana buranın adresini verdi ama tam
geldiğimizde...” Yaşlı kadın adamı susturmuş, “Biliyorum, biliyorum”
demiş, “Sonra da ortadan kayboldu di’mi? Bu başımıza ilk defa gelmiyo.
Her cumartesi akşamı aynı şey olur...”
Meğer kız bi cumartesi gecesi diskodan dönerken trafik kazası geçirmiş ve oracıkta ölmüş. Şimdi her cumartesi gecesi kazada öldüğü yerden otostop yapıp evine gelmek istiyomuş ama bunu bugüne kadar başaramamış. Kadın bunları anlatırken adamın gözü piyanonun üzerindeki kızın fotoğrafına ilişmiş. Evet, kız aynı kızmış ve üzerinde de aynı elbise varmış.
22 Şubat 2009, 15:10. fav. kumral_esmerim_nur.
Etiketler:
Siz hiç karanlikta iyi göremediginiz için yakit
deposunun, tam dolup dolmadigini çakmak yakarak kontrol etme cesaretini
kendinizdebuldunuzmu Kayseri sehirlerarasi otobüs terminalinde 38 AS
991 plakali yolcu otobüsüne mazot alan muavin Z. T. Deponun tam dolup
dolmadigindan emin olmak için çakmak çakarak kontrol etmek ister.
Sonuç; Buharlasan mazotun parlaması ve muavinin yanik tedavisi için
hastahaneye kaldirilmasi.
Yer : Diyarbakir
Lunaparkta gece bekçisi iki kafadar (zincirlerin ucuna
baglanmis salincaklardan olusan) uçan sandalyelere biner ve mekanizmayi
çalistirirlar. Ancak sandelyelerin merkezkaç kuvveti ile dönerek
açilmasindan dolayi durdurmak için saltere ulasamazlar ve sabaha kadar
kimseye seslerini duyuramazlar... Bu bekçilerden biri hayatini
kaybetmis, digeri ise gördügü uzun tedavilere ragmen eski sagligina
kavusamamistir.
Yer : Karabük
Siz demir çelik haddehanesinde çalisan bir isçinin, sigarasini
yakmak için 600 tonluk preslerin arasindan emekleyerek geçtigini ve
2.450 santigrad dercedeki firina ulasmaya çalisirken son sigarasini
yaktigini duydunuz mu?
Yer : Giresun
Siz hiç birisinin, dis agrisindan kurtulmak için çenesine kursun sıktığını ve beynini dagittigini duydunuzmu?.
Yer : Istanbul, Sultanbeyli
Yuttugu sinegi öldürmek için agzina Shelltox sikip, zehirlenerek kendiside ölen zamane uyanigini .....
Yer : Erzurum
Bir çok ülkede insanlar berbere gidip tras olurlar, ama hiçbir berber,
masaj amaciyla müsterisinin kafasini saga sola çevirirken boynunu
kirmaz.
Yer : Bozcaada
Bankamatikten para çekerken baska bir ülkede elektrik çaprmasindan ölmezsiniz. Türkiye'de ölürsünüz.
Yer : Adapazari
Siz hiç arabasi ile yolda giderken radyoda duydugu göbek
havasiyla cosup, göbek atmak için aracini kenara çeken ve otoyolda
göbek atarken arkadan gelen aracin altinda kalip ölen duydunuzmu.
Sözkonusu olay TEM otoyolu Sapanca mevkiinde cereyan etmistir.
Yer : Konya
Ayni isyerinde, biri gündüz biri gece vardiyasinda çalisan ve ikisi de isine motasiklet ile giden baba-ogulun, yolda karsilasmalari normaldir, ama birbirlerine selam vermek için ellerini sallarken, kaza yapip ölmesi sadece bizde vaka-i adiyedendir.
22 Şubat 2009, 15:09. fav. kumral_esmerim_nur.
Etiketler:
Evvel zaman içinde küçük bir oğlu olan bir
Kızılderili reisi varmış. Bu Kızılderili reisi oğlunu usta bir avcı
olarak yetiştirmek istediğinden her gün ormana avlanmaya götürürmüş.
Günlerden bir gün ormanda avlanırlarken Kızılderili reisin oğlunu
maymunlar kaçırmış. Kızılderili reisi daldan dala atlayarak kaçan
maymunları uzun süre takip ettikten sonra izlerini kaybetmiş. Daha
sonraki birkaç gün oğlunu arama çabalarını sürdüren Kızılderili reisi,
umudunu kaybetmiş ve üzgün bir şekilde kabilesine geri dönmüş.
Aradan günler geçmiş. Fakat geçen günler gideni geri
getirmediğinden üzüntüsü artan Kızılderili reisi, oğlunu bulmadan rahat
olamayacağını anlayarak, en güvendiği adama kabilenin yönetimini
bırakmış, oğlunu aramaya çıkmış. Kızılderili reisi yıllarca dağlarda,
ormanlarda oğlundan bir iz bulmak umuduyla dolaşmış, durmuş. Oralarda
gördüğü avcılara maymunların kaçırdığı oğlunu anlatmış. Oğlunun akıbeti
hakkında bir şey bilip bilmediklerini sormuş. Avcılar böyle bir
durumdan haberleri olmadıklarını söylemişler. Kızılderili reisi
yılmadan, usanmadan arayışlarını sürdürmüş. Dağlarda, ormanlarda
yüzlerce kez ölümle burun buruna gelmiş. Pek çok vahşi hayvanla gırtlak
gırtlağa gelerek hayatını savunmuş. Yaralarını kendisi tedavi etmiş.
Kızılderili reisin akıllara durgunluk veren varolma savaşını ve oğlunu
bulmak için gösterdiği sonsuz gayreti sürekli olarak izleyen Manitu,
sonunda, onun oğluna kavuşması gerektiği düşüncesinden yola çıkarak
yardımcı olmaya karar vermiş. Bir gün, bir ormanda Kızılderili reisi
oğlunu ararken yerde yatan yaralı bir maymun görmüş. Kızılderili reisi
maymuna biraz su içirince maymun gözlerini açmış ve Manitu’nun izniyle
dile gelmiş.
“ Reis biliyorum, oğlunu arıyorsun. Merak etme, yakında oğluna
kavuşacaksın. oğlunu maymunlar sultanı kaçırmıştı. Çok yaşlanmıştı.
Tahtını bırakacağı bir varisi yoktu. Diğer maymunları ise sultan
olabilecek yeterlilikte görmüyordu. Senin oğlunu görünce çok beğendi.
İşte maymunların yeni sultanı dedi. Yaşlı sultan birkaç yıl sonra öldü.
Senin oğlun maymunların sultanı oldu. Yaşı küçüktü ama çok cesurdu, çok
yetenekliydi. Hiçbirimiz onun gözlerine bakmaya cesaret edemiyorduk,
ondan korkuyorduk. Bu korku, ona duyulan saygının bir nedeni olsa
gerek. Ayrıca çok da adaletliydi. Maymunlar arasındaki ilişkilerde
olsun, maymunlarla diğer ormanlılar arasındaki ilişkilerde olsun
haksızlık olmasına, hak yenmesine izin vermezdi. Doğruluk onun temel
prensibiydi. Bu nedenlerden dolayı ona birer köle gibi itaat ettik.
Şimdi on sekiz yaşında ve genç bir insan oldu. Uzun boylu, yakışıklı ve
hayli güçlü. Birkaç gündür bu ormanda bulunuyor. Nedenini bilmiyorum.
Güneşin battığı yöne doğru git. Onu yerde değil, ağaç dalları arasında
ara. Ararken de “ Sultan…Sultan…Maymunların sultanı. Ben geldim, baban
geldi “ diye ara sıra bağırırsın. O, senin çağrına uyarak yanına gelir.
Benim adım Bonte’dir. Daldan dala atlarken yere düştüm. Sıradan bir
maymun sayılırım. Ölümüm fark edilmez bile. Bunlar son sözlerimdir. “
Kızılderili reisi Bonte’yi gömdükten sonra güneşin battığı yöne
doğru uzun süre gitmiş. Arada bir de “ Sultan…Sultan…Maymunların
sultanı. Ben geldim, baban geldi “ diye bağırmış. Nihayet ağaç dalları
arasında genç sultan gözükmüş ve aşağı inerek babasının yanına gelmiş.
Baba oğul daha sonra hasretle kucaklaşmışlar. Aradan birkaç gün
geçtikten sonra Kızılderili reisi oğluna; “ Gel oğul, kabilemize
dönelim. Ben orada, sen de benim yanımda gereksin. Kabileden güzel bir
kız seçer, evlenirsin, bana bir torun verirsin “ deyince oğlu da “ Baba
hakkın var, söylediklerin olacak. Fakat hemen seninle dönmemi isteme
benden. Nedenini de sorma. Sadece sen kabileye döndükten sonra benim de
geleceğimi bil yeter. “
Kızılderili reisi oğlundan ayrıldıktan iki ay sonra kabilesine
geri dönmüş. Döner dönmez de kıskıvrak yakalanıp işkence direğine
bağlanmış. Gün dönmüş, akşam olmuş. Tamtamlar çalmaya başlamış. Orta
yere yakılan ateşin çevresinde Kızılderili savaşçılar toplanmışlar ve
reisin gelerek töreni başlatmasını bekliyorlarmış. Az sonra büyük
çadırdan reis çıkmış ve tören alanına doğru yürümeye başlamış. İşte tam
bu sırada korkunç bir çığlık duyulmuş, çığlığı atanın bir sarmaşığa
tutunarak alana indiği ve reisin üstüne atıldığı görülmüş. Maymunların
sultanı reisi etkisiz hale getirip ayağa kalktıktan sonra bir ıslık
çalarak yüzlerce maymunun alana gelmesini sağlamış. Ne olup bittiğinin
farkına varamayan ve şaşkın şaşkın bakınıp duran Kızılderili
savaşçıları maymunlar sultanının “ Ben işkence direğinde bağlı olan
reisin oğluyum. Bir çoğunuz beni hatırlarsınız. Maymunlar beni
kaçırmıştı. Sonra ben maymunların sultanı oldum. Burada yüzlerce maymun
var, ormanda ise binlerce. Hemen silahlarınızı atın ve teslim olun.
Hiçbirinize bir şey olsun istemem. Babam yine reisiniz olacak ve
kabilede eskisi gibi her şey çok güzel olacak “ demesi üzerine
silahlarını atıp teslim olmuşlar. İşkence direğinde bağlı bulunan
babasını kurtaran maymunların sultanı, daha sonra babasının yıllar önce
kabileden ayrılırken yönetimi bıraktığı en güvendiği adamı ve birkaç
Kızılderili’yi bir çadırda bağlı olarak bulmuş ve kurtarmış.
Maymunların sultanı iki yıl önce kabilesine geri dönerken ormanda çocukluk arkadaşlarından birkaçına rastlamış. Onlardan kendisi kaçırıldıktan sonra babasının onu aramaya çıktığını ve kabilenin yönetimini en güvendiği adama bıraktığını öğrenmiş. Fakat altı ay önce bir komplo ile yönetim değişikliği olduğunu ve şimdiki reisin yönetimi ele geçirdiğini söylemişler. Hiç mi hiç memnun değillermiş yeni reisten. Bunun üzerine maymunların sultanı kabileye gitmekten vazgeçmiş ve babasını aramaya çıkmış. Sonunda babasına kavuşan maymunların sultanı babasını kabileye geri dönmeye ikna ettikten sonra maymunlarıyla birlikte babasını takip etmiş. Babasının hiçbir şeyden haberi olmaması lazımmış, çünkü hazırladığı planında zorba reisin şüphelenmemesi ve onu kabilenin gözü önünde alaşağı etmek varmış. Maymunların sultanı babasına verdiği sözü tutarak kabileden güzel bir kızla evlenmiş. Doğruluk ve adalet ilkelerinden ödün vermeden yaşamını sürdürmüş.
22 Şubat 2009, 15:09. fav. kumral_esmerim_nur.
Etiketler:

Korkutucu bir sessizlik evi sarmıştı. Kadın ürkek
adımlarla odadan odaya dolaşıyordu. Bir şey arıyordu ama peşinde
dolaşan gölgeden habersizdi. Kadın aradığını bulmaktan ümidini kesmiş
ve yorgun bir halde, pencere kenarındaki sandalyeye oturdu, dışarı
bakmaya başladı. Peşinde dolaşan adam, kadının oturduğunu görünce
saklandığı yerden çıktı. Ses yapmamaya çalışarak sırtı kendisine dönük
kadına yaklaşmaya başladı. Kadına iyice yaklaşınca yakalamak ister gibi
ellerini kadının boynuna doğru uzatır. . . o anda kadın ani bir hisle
geri döner, adam hiç vakit geçirmeden atılır, kadının sırtına vurur ve
bağırır; " -Ebe ebe. " ve kaçmaya başlar.
Adam yorgun argın koltuğa oturur; "-Tamam pes, sen kazandın, öldüm yorgunluktan. Saat kaç ?"
Kadın sakin sakin cevap verir; "-Saat 10. "
Adam "-10' mu iyi. "dedikten sonra birden bir şey hatırlayıp
telaşlanır ; "-Ne !. . Olamaz. Paketleri bu gece yarısındaki uçağa
yetiştiremezsem mahfoldum demektir, kesin kovulurum. "
-Ama sen karanlıktan korkarsın, fobin var.
-Bunu düşünmeye şimdi vaktim yok, kovulduğum zaman bol bol düşünürüm. Çabuk çabuk içeri odaya koyduğum paketleri getir.
Adam paketleri alıp, koşarak dışarı çıktı. Dışarı çıkar çıkmaz
bir an tereddüt etti, karanlık fobisi onu geriye dönmesi için zorladı
ama çaresizdi, devam etti yoluna.
Adam elinde bir kaç paketle sakin sakin yürüyordu. Birden
bulutlar çoğalıp ayı kapatmaya, karanlığı artırmaya başladı. Adam
karanlıktan korktuğunu belli eder şekilde adımlarını sıklaştırdı,
yürürken sürekli çevresine bakınmaya başladı.
Adam ürpertiyle, kararan göğe bakarken bir merdivenin altından
geçti. bunu uğursuzluk sayardı, korktu uzaklaşırken tekrar tekrar
altından geçtiği merdivene baktı.
Korkusunu yenmek için ıslık çalmaya başladı ama ölüm marşını
çaldığını farkedince sustu. Neşeli bir melodi hatırlamaya çalışırken
önünden bir karakedi geçti. Hemen durdu, endişeyle çevreye baktı, sonra
tekrar yürümeye başladıBu kez ürkek adımlarla yürüyor ve sürekli sağa
sola bakıp bir tehlike olup olmadığını kontrol ediyordu.
Bir köşeden iki adam çıkıp onun peşi sıra yürümeye başladı.
Gece serindi ama adam yanaklarına doğru soğuk terlerin boşaldığını
hissetti. Bir sonraki köşede peşindeki iki adama bir adamın daha
katıldı. Diğer iki adama boğuk bir sesle sordu ; "-saat kaç ?." En iri
yarı olanı ; "-10. 30. " dedi. Yeni gelen "-Vakit kaybetmeyelim, çabuk
olalım." dedi.
Adam arkadan gelen üç kişinin konuştuklarını duyunca hızlandı.
Ayak seslerinden arkadakilerin de hızlandığını anladı, korkuyla
titredi. Yeni gelen adamın sesini tekrar duydu; "-haydi biraz hızlanın."
Adam yorgundu ama peşindekiler hızlanınca o da hızlandı,
korkusuiyice arttı, peşindeydiler, yetişmek üzereydiler telaşlandı
elindeki paketlerden biri düştü. Can derdine düşmüştü, paketi almak
için duraklamadı bile.
Arkadan tekrar bir ses duydu ; "Yetişemeyeceğiz koşalım."
Adam da koştu koştu, paketlerden biri daha düştü, kan ter
içinde kalmıştı. Mesafeyi biraz açmıştı ama yorgunluktan bitmişti.
Paketlerden biri eksik olunca diğerlerinin önemi olmadığını düşündü,
artık işten kovulmak filan önemsizdi, daha hızlı koşmak için elinde
kalan paketleri de fırlatıp attı ve koşmaya devam etti. Fakat birden
ayağı bir taşa takılıp düştü, dehşete kapıldı. Üç adam koşarak
geliyordu. Kalkmaya çalıştı ama telaştan tekrar düştü. Üç adam
yetişmişti, kaçamayacağını anlamıştı. Korkuyla gelenlerin yüzlerine
baktı, yüzlerinde insaftan eser göremeyince, ümitsizce acı bir çığlık
attı.
Adamlar garipseyerek ona baktılar sonra aynı boğuk sesi duydu ;
"Sarhoş galiba." diğeri devam etti; "Boş ver onunla oyalanacak vaktimiz
yok, nerdeyse başlayacak Galatasaray-Monako maçı." "Ne dersin
deplasmanda yenebilir mi ? Rakip ne de olsa Avrupa takımı."
Üç adam maçı tartışarak koşup gittiler. Onlar gidince yerdeki
adam yarı şaşkın yarı sevinçli ayağa kalktı. Bir süre hızlı nefes
alışlarla adamların peşisıra baktı, heyacanını yatıştırmaya çalıştı,
alnındaki terleri sildi.
Sendeleyerek ara sokaklardan birine daldı. Ana caddelerde yine birileriyle karşılaşmaktan korkmuştu.
Ay hafifçe bulutların arasından sıyrıldı. Adam loş sokaklarda
evlerin gölgesine sığınarak yürümeye başladı. Bir evin duvarına
nerdeyse sürünerek giderken kararlı, sert bir sesle olduğu yerde kaldı ;
-Dur!. .
Sesin nereden geldiğini anlayamamıştı, aynı ses bu kez öfkeli bir tonla haykırdı ;
-Kaldır ellerini
Titreyerek kaldırdı ellerini
-Ya paranı ya canını.
Telaşla ceplerini aramaya başladı, bir türlü cüzdanını
bulamıyordu. Demek paranı vermeyeceksin. Korkuyla araştırırken iç
cebinde buldu cüzdanı, çıkarmaya çalışırken aynı sesi duydu
-Öyleyse geber
Cüzdanı çıkardı ama geç kalmıştı, iki el silah sesi duydu, ayaklarının bağının çözüldüğünü hissetti, yere yığıldı.
Aynı ses bir kahkaha attı ama kahkahası bir çıt sesiyle
kesildi. Yere yığılan adamın bulunduğu evin penceresinden bir ses geldi
;
-Hanım yine gangster filmi varmış, kapattım televizyonu.
Adam yığıldığı yerden bir yarası olup olmadığını kontrol ederek
kalktı, sapasağlamdı, bir "-ohh!. ." çekti, üstünü başını çırpıp
yeniden yürümeye başladı.
Henüz iki sokak geçmiştiki birden yerde dev bir köpek gölgesi
gördü, sallana sallana yaklaşıyordu. Her an köşeyi dönüp karşısına
çıkabilirdi. Sağına soluna baktı, kaçabileceği yer yoktu. Kaçmayı
denese bile başaramayacağını düşündü, korkusu arttı ama yine de kaçmaya
başladı. O anda da köpeğin köşeyi döndüğünü gördü. Birden şaşkınlıkla
durdu; gölgesi kocaman olan köpek küçük bir yavruydu.
Adam kendisine ecel terleri döktüren bu yavru köpeğe öfkeyle
bir tekme savurdu, tekmesi isabet etmedi. Yavru köpek havlayarak kaçtı.
Yavru köpeğin kaçtığı taraftan onun annesi olduğu anlaşılan iri yarı
bir köpek çıkarak adamı kovalamaya başladı. Bir süre kovaladıktan sonra
adamın peşini bırakıp yavrusunun yanına döndü.
Köpeğin döndüğünü görmeyen adam kaçmaya devam ediyordu. Adam
yorulana kadar koştu. Köpeğin, peşini bıraktığını anlayınca oturup
nefeslendi.
Adam bu kez de ara sokakların karanlığından korkmuştu. Hemen
ana caddeye yöneldi, yürümeye başladı. Tam bir polisin yanından
geçiyordu ki, ilerdeki sokak lambasının altında dikilen bir kıza iri
yarı bir adamın saldırdığını gördü. Polis o taraftan geliyordu. Fakat
polisin hareketlerinde bir telaş yoktu. Adam şaşkınlık içinde olaya
bakarken, kız adamın elinden kurtulup çantasından bir silah çıkarmayı
başardı. Saldırgan tekrar atıldı kızın silah tutan elini
bileğinden yakaladı. Kuvvetli bir iki silkeleyişle kızın elindeki
silahı fırlattı. Silah polisle adamın yanına kadar savrulmuştu.
Adam korkudan kısılmış bir sesle polise seslendi ; -Yardım etsenize.
Polis alaylı bir şekilde güldü ;
-Yardıma gerek yok, o tek başına da kızı öldürebilir. Polis daha sonra adamın şaşkın bakışları arasında yürüyüp gitti.
Adamın şaşkınlığı sürerken, kız saldırganın bir tokatıyla yere
yuvarlandı. Saldırgan yerdeki kızın üstüne giderken belinden bir bıçak
çıkardı. Onları seyreden adam kızın korku içinde attığı çığlıkla
kendine geldi, ayaklarının dibine düşmüş olan aldı ve kızı öldürmek
üzere olan saldırgana çevirdi, tetiğe bastı. . .
Saldırgan, hiç bir şey olmamış gibi ayakta duruyor, şaşkın ona
bakıyordu. Adam bir daha ateş etti, bir daha bir daha. Kurşunu bitmişti
ama saldırgana bir şey olmamıştı. Üstelik elindeki bıçakla öfkeli bir
şekilde üzerine geliyordu. Yerdeki kız ise oturmuş rahat bir vaziyette
onları seyrediyordu. Eli bıçaklı adam karşısına gelince kanlı dişlerini
göstererek bağırmaya başladı. Ne söylediği anlaşılmıyordu ama öfkesi
gözlerinden okunuyordu. Adam vampirlere inanmıyordu ama karşısındaki
adamın kanlı, koca koca dişlerini görünce dizleri tutmadı olduğu yere
yığıldı.
Saldırgan uzandı elindeki silahı aldı, ağzından kanlı dişleri çıkardıktan sonra bu kez anlaşılır bir sesle bağırdı ;
-Ne yaptığını sanıyorsun sen, şurda rahatça bir film çeviremeyecek miyiz ? Üstelik tabancadaki tüm kurusıkıları harcamışsın!. .
Filmi çeken diğer adamlarda köşeyi dönüp gelmiş adama bağırmaya
başlamışlardı, adam ayağa kalktı, topuğunun üstünde geriye döndü, silah
sesini duyup gelen az önceki polisin bıyık altından gülerek kendisine
baktığını görünce başıyla selam verdi, yanından geçip sakince yürümeye
başladı, filmciler hala arkasından bağrışıyordu.
Adam başka bir caddeye dönünce, ağzıyla rüzgar uğultusunu andıran korkunç bir ses çıkarmaya başladı, duvara dayalı bir merdivenin altından geçti, önünden geçen kara kediye tekme attı, karşısına çıkan bir köpeği korkuttu. Yanından geçtiği çocuk parkına girdi, kaydıraçtan kaydı, parktan çıkarken gördüğü sarhoşun yanından sallanarak geçerken seslendi ; "-İyi geceler hık. . . birader hık. . . " diye, sarhoş taklidi yaptıktan sonra caddeye çıktı, bir şarkıyı ıslıkla çalarak, neşeli adımlarla, kah zıplayıp, kah oynayarak evine doğru yürümeye başladı.
22 Şubat 2009, 15:07. fav. kumral_esmerim_nur.
Etiketler:
Kadavradan ibaret bir gövde,
İmlası bozuk bir cümle..
Bir de aramızdaki büyüyen özlem..
Biliyorum gelmeyeceksin...
Ne sen olabileceğim gözlerinin dibinde..
Ne ben olabileceksin yüreğimin terinde..
Ama...
Bir cümle olduk biz..
Anlatım bozukluğuna meyal verdik ise de,
Sevgiye dair alıntılanmış,
En anlamlı söz olduk biz..
Bizden doğma mutluluğu var ettik
Sevda sağnağında...
Bizden olma bir fincan umudu tazeledik
Hayat çaydanlığında...
Ey kirpiklerinden sağdığım gökkuşağı yedi rengi,
Hüzünbaz hüzünleri unut..Ayak diblerine kök salmış siyah’ı da ..Koş
yeni demlenmiş yürek demime..Sokul ve mevzilen gözlerinde kuruttuğum
kirpiklerime..Şarkılar sustu biliyorum..Söz sırası
bizde..Mutluluğumuzdan alıntı birkaç çift umudumuz var dudaklarımıza
ördüğümüz..Erişmese de ellerimiz ellerimize, bir yolumuz var özleminde
yürüdüğümüz..Sana kaç gel demiyorum..Biliyorum hakkım değil bu..Bırak
kanlı bir savaşın içinde geçsin ömrümüz..Çilekeş bir sonbahar yaprağına
özensin gözlerimiz..Aynı tende, aynı gölgede yürümese de mavi
düşlerimiz, aynı sevdanın ıslak cümlelerinde büyüsün
adımız..İlintilensin kokun Cennnetle, bize aidatlansın ayrılık...Ne
fark eder ki..Ben sendeyim...Sen bende...Bükülse de cümlelerimiz ,
sökülse de alfabemiz biz bir cümleyiz..Sen ve ben...İki harf bir
cümleden ibaret mutluluk...
Mutluluğuma umudumu bağışlayan,
Biliyorum özlem kör topal zamanlarında ilerliyoruz..Sen benden uzakta,
ben senden ırakta yürümekteyiz..Dışı düşsüzlüğe gebe kalmış bir sabahın
koynunda boyun bükmekteyiz..Bazen gözlerimiz nemlenmekte, bazen de
özlem aramıza perdelenmekte..Ama bırakmak yok sevgili..Mutluluk umuda
gark olmuşsa, artık dönüş yok bu yoldan..Ölüm ölümümüzü öldürmeden
gitmek yok sevgili..Bırak ellerinden içmeyeyim bir bardak suyu..Bırak
gözlerinde sabahlamasın yüreğim..Uzaklarda bana ait bir cümle ol
yeter..Koynumda sonbaharları kurban edemesen de bırak yanımda hep umut
ol yarınlara...
Sığlığıma / içimdeki yalnızlığa bir dirhem hayatı aşılayan,
Sus.Dikenli telleri dudaklarına getirip kanatma
yaralarını..Kavuşmamanın ızdırabına kanıp içme hüznün şerbetini..Bak
kör bir yüreğe sevgiyi öğretiyorsun..Büyüyor içimde ölen bir
çocuk..Yarım değil cümlelerim..Mutluluk fiilinden umut deryası cümleler
kuruyorum mavilere..Rüzgarı omuzlarıma alıp bulutlara yeni göç yolları
buluyorum..Biliyorum her yol sana...Biliyorum her söz sana..Evet zor
yaşadıklarımız..Zifiri bir karanlık ilerlediğimiz, bir ölüm kalım
savaşı göğsümüzden sildiğimiz..
Bırak aramızdaki özleme bakıp durma..
Kefenle gözlerindeki ıslaklığı..
Gün vuslat zamanı..
Gün bizi bizde yaşatma anı..
Doldur gözlerine kız cocuğu hayallerini..
Yürü bana doğru harf harf..
Yürü bana doğru dua dua..
Bir de gelirken bana,
Bİr avuç maviyi çok görme sakın..
Unutma;
Özlediğim kadar Sen’sin..
Sevdiğim kadar Ben’sin..
“ Seni özlemin en güzel yanı;
Seninle her gün yeniden doğmak mavilere..
Hep nefes al emi..
Seninle hayatlansın bu hayatım....“
28.11.2008
İsmail SARIGENE